İftira Suçu

T.C. YARGITAY

4.Hukuk Dairesi

Esas: 2003/3921

Karar: 2003/11714

Karar Tarihi: 10/14/2003
Manevi Tazminat Davası – Haksız Eylem Nedeniyle Tazminat Talebi – Karşılık Dava – Davacının Dilekçesinde İftira Suçunu İşlediği İddiası – Zamanaşımı

ÖZET: Borçlar Yasasının 60/2. maddesine göre eylem suç oluşturuyorsa ceza zamanaşımı uygulanır. Dava konusu dilekçede belirtilen beyanları davacı iftira olarak nitelendirmiştir. İftira Türk Ceza Kanununa göre suç olduğundan ( TCK m. 285 ) ceza zamanaşımının uygulanması gerekir. İftira suçunun ceza zamanaşımı da 5 yıldır.

(818 S. K. m. 47, 60)

Dava: Davacı Nermin vekili vd. tarafından, davalı Vahap aleyhine 22.7.1993 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat, karşı davacı Vahap vekilleri tarafından karşı davalı Nermin aleyhine 1.10.1999 ve 10.11.1997 gününde verilen dilekçelerle manevi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın kısmen kabulüne, karşı davanın açılmamış sayılmasına, davacı Vahap’ın birleşen davasının zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen 16.7.2002 günlü kararın Yargıtayda duruşmalı olarak incelenmesi davalı-karşı davacı Vahap vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 14.7.2003 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı-karşı davacı vekili geldi, karşı taraftan davacı-karşı davalı adına kimse gelmedi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra tarafa duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü:

Karar: 1-Davacı Nermin tarafından davalı Vahap aleyhine 22.7.1993 tarihinde açılan ve 1993/178 Esasa kaydedilen davada istenen tazminatın hüküm altına alınmasına dair karara karşı temyiz itirazı bulunmadığından kararın bu bölümü temyiz inceleme konusu yapılmamıştır.

2-Davalı-karşı davacı Vahap’ın 10.11.1997 tarihinde açtığı ve 1997/257 Esasa kaydedilerek daha sonra eldeki dava dosyasıyla birleştirilen davaya ilişkin temyiz itirazlarına gelince;

Davacı-karşı davalının dava dilekçesinde kişilik haklarına saldırıldığını iftira attığını belirterek manevi tazminat istemiştir. Yerel mahkemece davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm davalı-karşı davacı Vahap vekilince temyiz edilmiştir.

Borçlar Yasasının 60/2. maddesine göre eylem suç oluşturuyorsa ceza zamanaşımı uygulanır. Dava konusu dilekçede belirtilen beyanları davacı iftira olarak nitelendirmiştir. İftira Türk Ceza Kanununa göre suç olduğundan ( S. K. m. 285 ) ceza zamanaşımının uygulanması gerekir. İftira suçunun ceza zamanaşımı da 5 yıldır.Davaya konu dilekçe tarihi ise 15.7.1993 tarihli olup 22.7.1993 tarihinde hakimce havale edilmiştir. Eldeki dava ise 10.11.1997 tarihinde açılmış olup ceza zamanaşımı dolmamıştır. O halde mahkemece işin esasının incelenmesi gerekir. Bu yönün gözetilmemiş olması bozmayı gerektirmiştir.

Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda 2 nolu bentte gösterilen nedenle BOZULMASINA ve temyiz eden davalı-karşılık davacı vekili için takdir olunan 275.000.000 lira duruşma avukatlık ücretinin davacı-karşılık davalıya yükletilmesine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 14.10.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.


HAKSIZ İHBAR VE ŞİKAYET İLE MANEVİ TAZMİNAT

1-Tahmin Ve Benzetmeye Dayalı Olarak Yapılan Şikayetler Haksızdır.



Öncelikle şikayet hakkının Anayasal bir hak olduğu ve hukuken korunduğunu belirtmek gereklidir. Ancak tüm haklarda olduğu gibi bu hakkında kötüye kullanılması halinde hukuken bir koruma olmadığı gibi şikayet edilen açısından yine Anayasa ile koruma altına alınan kişilik haklarının ihlali söz konusu olacaktır.
Bu durumda, bir şikayetin hukuk sınırları içinde olup olmadığının tayini için bazı kriterlerin bilinmesi gereklidir ve bu kriterler Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiştir. 
Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesi 08.03.1988 tarih ve 9920 Esas,2217 sayılı kararında da belirtildiği üzere gerek bilimsel ve gerekse yargısal görüşlerde benimsenen fikre göre eğer ihbar ve şikayette bulunan kimse, elinde şikayetine konu edeceği olayın vukuuna delalet edecek ciddi ve inandırıcı kanıtları bulunmadığı halde,sırf tahmin ve benzetmeye dayanarak yada vasat düzeyde bir kimsenin dahi yeterliliğini tartışabileceği kanıtları yeterli sayarak ….bir suçlama ile şikayet yoluna gitmiş ise bu kişinin davranışında aşırılığın, hukuka aykırılığın ve ağır kusurun varlığını kabul zorunludur. Bu durumda da elbette HAKSIZ ve sorumluluk doğuran bir şikayet söz konusu olacaktır.

Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin 06.03.2002 tarih ve 11734 esas,2512 sayılı kararında ;

………..şikayeti haklı gösterecek küçük bir delil ve emarenin bulunmadığı durumda şikayet hakkının kötüye kullanıldığının kabulünün gerektiğine” ilişkin kararı ile Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesi 07.04.1989 tarih ve 10406 Esas,3213 sayılı kararında ; “Davalının ortada hiçbir emare bulunmaksızın sadece kendi tahminine ve zanna dayanarak başvuru hakkının kullanması aşırı bir davranış niteliğinde olup,bu durumun davacının kişisel haklarını zedelediği için onun (şikayet edilenin) manevi tazminat istemini haklı kılar.” Şeklinde ki içtihatlarda aynı konuya temas etmektedir.

O halde;

a- Elde ciddi ve inandırıcı kanıtları bulunmadığı halde yapılan şikayet haksızdır.

b-Sırf tahmine dayalı olarak yapılan şikayet haksızdır.

c-Benzetmeye dayalı olarak yapılan şikayet haksızdır.

d-Vasat düzeyde bir kimsenin dahi yeterliliğini tartışabileceği kanıtların yeterli sayılarak yapılan şikayet haksızdır.

2-Önceden Var Olan Olayların Terfi Ve Yükselme Zamanı Gibi Bazı Dönemlerin Beklenerek Şikayete Konu Edilmesi Halinde, Şikayet Hakkının Kötüye Kullanılmış Olacaktır.



Bazı durumlarda, şikayetin daha zarar verici olması için, belirli dönemler beklenmektedir. Bu genelikle memurlar açısından Yurtdışı sınavlarının arifesi veya terfi zamanı veya yükselme sınavı gibi dönemlerde bu durum söz konusu olmaktadır.
İşte bu benzer hallerde, Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin 15.06.2002 tarih ve 5755 esas,5854 sayılı kararında ; “…şikayete konu olaylar önceden var olduğuna göre bunların davalı ile …….olan sözleşmenin davacı tarafından feshedilmesindensonra gündeme getirmesi de şikayetin kötü niyetli olduğunun bir belirtisi olduğuna” ilişkin tespet ve değerlendirme vardır. Zira şikayet hakkı, suçlamanın zamanlaması bakımından kötüye kullandığı ortaya çıkmaktadır.

Öylesi ise;

a-Önceden olan bir olayın, belirli zamanlar beklenerek, şikayete konu edilmesi şikayet hakkının kötüye kullanılmasıdır.

b-Bu şekilde geç yapılan şikayete konu eylem, resen araştırılması gereken adli bir suç veya disiplin suçu ise, şikayet eden ayrıca bu yönden de sorumlu tutulmalıdır.

c-Bu pencereden bakılarak isimsiz ve imzasız olarak önceki olaylar nedeni ile yapılan ihbar ve şikayetlerinde, hakkın kötüye kullanılması olduğunun değerlendirmeye tabi tutulması, ayrıca 3071 sayılı Dilekçe Yasasının 4.maddesi ile işleme konulmayacak ve incelenmeyecek dilekçeleri düzenleyen 6.maddesi, 4483 sayılı yasanın işleme konulmayacak ihbar ve dilekçeleri düzenleyen 4.maddesi uyarınca da bu tür ihbar ve şikayetlerin işleme alınmadan, imha edilmesi gereklidir.

d-Eğer isimsiz ve imzasız bir dilekçenin işleme konulması ve sonrasında da bu isnatların sabit olmadığının ve iftira niteliği taşıdığının anlaşılması durumunda, faili meçhul bir suç oluşacaktır ve bu suça bir kayıt numarası verilerek savcılığa yollanması zorunlu hale gelecektir. Yollanmaması durumunda da idari makamların sorumluluğunun gündeme gelmesi kanaatimce gerekir.

3-Şikayet Hakkının Kötüye Kullanılması İçin Kasıt Şart Değil, İhmali Bir Davranış Ve Kusur Yeterlidir.



Bilindiği üzere bir suçun oluşması için, manevi öğe olan kasıt unsurunun gerçekleşmesi bir zorunluluktur. Oysa haksız şikayete konu eylemler ille de iftira ve hakaret gibi bir suçun oluşumunu gerekli kılmaz. Yani bir isnat, suç olmayabilir ama haksız şikayet teşkil edebilir. 
Bu durum, Yargıtay Dördüncü Hukuk Dairesi 16.05.1989 tarih ve 281 Esas,3471 sayılı kararında şu şekilde ifade edilmiştir; Şikayet hakkının kötüye kullanıldığından söz edebilmek için şikayet olunanı kasten ve zararlandırmak amacıyla yani kin ve garezle hareket ettiğinin gerçekleşmesi gerekli değildir. Kişinin böyle bir davranışta bulunması kastın varlığı dışında kusurlu bir davranış niteliğinde olsa bile ve derecesi de ağırsa özellikle isnat olunan eylemin işlendiğine dair ortada hiç yada yeterli emare yoksa şikayet hakkının kötüye kullanıldığının kabulü ve sonuç olarak da manevi tazminata hükmetmek gerekir. 
Öyle ise, haksız şikayet nedeni ile açılan manevi tazminat davalarında, şikayet eden kişi ceza davasında beraat etse bile, hukuk mahkemesinde açılan manevi tazminat davasında hüküm giyebilir.

4-Haksız Şikayet İle İftira Suçu Aynı Anlama Gelmez.



TCK nın “İftira” başlıklı 267/1.maddesinde “Yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği hâlde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idarî bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” Hükmü yer almaktadır.
Anılan hüküm dikkate alındığında, şikayet edilen kişinin suç işlemediğinin, şikayet eden tarafından bilindiğinin ispatlanması gerektiği ortaya çıkmaktadır. Bunun yanında şikayetin yetkili bir makama yapılmasının da zorunlu olduğu madde yine belirtilmiştir.
Oysa haksız şikayette, bu şekilde özel bir kasıt aranmadığı gibi kusur veya ihmali bir davranışta yeterlidir. Örneğin ev eşyalarının taşınması sırasında, altınları kaybolan ev sahibinin, altınları ev eşyalarını taşıyan hamallar tarafından çalındığını iddia etmesi ve onları şikayet etmesi durumunda, ev sahibinin şikayet ettiği kişilerin bu suçu işlemediklerini bildiği şartının gerçekleşmemiş olmasına rağmen, sadece kendi tahminine göre, şikayet etmesi hali söz konudur. Bu durumda haksız şikayet oluşmakta ancak iftira suçu oluşmamaktadır.

5-Üstün Astını Rapor Etmesi, Astın Üstünü Şikayet Etmesi Hallerinde İftira Suçu Yeni Tck Bakımından Oluşabilir.

TCK nın “İftira” başlıklı 267/1.maddesinde “Yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği hâlde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idarî bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” Hükmü yer almaktadır.
İdari yaptırım içine disiplin cezasının girdiği madde gerekçesinde de belirtilmiştir. Bu durumda eski TCK nın aksine, sadece disiplin cezası gerektiren bir fiilin isnat edilmesi durumunda da iftira suçu oluşacaktır.


Makaleyi paylaşmak için aşağıdaki butonları kullanabilirsiniz.

Arasan Hukuk Burosu

Hukuki sorunlarınız için bize İletişim Formu 'ndan ve WhatsApp 'dan yazabilir veya 0533 373 10 10 no'lu telefonumuzdan bizi arayabilirsiniz.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.